Arşivler

Keşke Yalnız Bunun için Sevseydim Seni (Cemal Süreya)

0gol

Hüznünü, kırılmışlığını ve biraz da dağınıklığını ben alsam. Kurşundan ağır yükünü yüklensem, peşi sıran gitsem. Ayrılığımız olmasa. Geceleri yokluğunu fikrimde, yanıma koyduğum yastığımda aramasam. Baharı beraber, sonbaharı gül mevsimine çevirsek.
Olmayacak bilirim. Peşin sıra gidemeyeceğim.  Zor bela yazılarımı sana bir şekilde ulaştıracağım.  Okumayacaksın. Noktalarımdaki yanlışlıkları görmeyeceksin. Biz bir başka severdik şiirini de dinlemeyecksin. Olsun.
Uykusuzluğum artık utanmak üzere. Kızgın, bitkin halim kendime kalsın.
İçilmemiş çay bardağım masam üzerinde,  bölünmüş hasretlerimle bir kenara çekilip, Cemal Süreya’nın dediği gibi diyorum: 

Keşke Yalnız Bunun İçin Sevseydim Seni

18 Aralık 1985’te o salonda
Kişi nasıl kestirebilirdi ileriyi?
Siz, kazıbilimler, alınyazısıbilimler,
Geçsin yıllar geçsin, seneler gibi.
Olur mu anımsamamak Onaltıncı Louis’yi
14 Temmuz 1789 akşamı, Louis,
Şöyle yazmamış mıydı defterine:
“Bugün kayda değer bir şey yok..”
“Kehanet” adlı kısacık bir şiir buldum
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

**
Çekirge bulutu içinde
Koynuma soktuğun ekin;
Çalgılar iki durur sürgün ilinde,
Bir gözü mavidir bir gözü blue.
Gölgede boy atmış top fesleğen,
Bir ilkokul bahçesinde görmüştüm seni,
Marienbad ilkokulu, Nişantaş’ta;
Bir çocuk yeşil örtüyü çekiverdi.
Hızla geçen otobüslerin ardında benzeşmek…
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
**
Eşdeğeriyle yan yana yürürken
Cehennem sokağında birey olmak,
Ve en inceldikten sonra
İlkel sözcüklerle konuşmak seninle.
 
Saat beş nalburları pencerelerden
Madeni paralar gösteriyorlar,
Yalnızlığı soruyorlar, yalnızlık,
Bir ovanın düz oluşu gibi bir şey.
 
Hiç bir şeyim yok akıp giden sokaktan başka
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
**
 Gece bitkilerinden korkuyorum,
Hayır, geceleri bitkilerden!
Gizlenirken vurulmuş ulaklara ağıttır
Bana açtığın her telefon.
İki kalp arasında en kısa yol:
Birbirine uzanmış ve zaman zaman
Ancak parmak uçlarıyla değebilen
İki kol.
An ki fıskiyesi sonsuzluğun
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
**
Mutsuzluk gülümseyerek gelir, adıyla süslenmiştir;
Banliyo treninde rastladığımız
Sınav saatini kaçırmış liseli kız,
Hep kazanırsın ey çözümsüzlük!
Ey otobüssever ey Troya yolcusu!
Anımsarsın günlerce konuşup durmuştuk
O İB (ipekböceği) sesli kadını;
Birinin Grönland’ı olmaya hazırlanıyordu.
İki çay söylemiştik orda, biri açık,
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
 **
Daha ben ilk kazmayı vurmadan
Elime gelen Karabitki’li testi,
Nefertiti’nin mutfağı sayılan yerde
Koyu sır yeni hicret yollarını kesti.
Terimler eşekarıları sözcüklerin,
Acımasızdırlar, adsız ve sueldirler,
Önlerine katarak insan ve hayvan listelerini
Sabah akşam kapınızın önünden geçirirler.
Fazıl Hüsnü diyor ki, ne diyor Fazıl Hüsnü?…
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.
 
**
Bir kış göğü gibi o saat alçalır ölüm,
Yalnız işitme duyusu kalır ortada.
Asya kentleri yürür dururlar,
Höyükler burnumda hızma.
Uzakta dev bir damla:Pırıl pırıl Pencap!
Tabanlarından kayıp duran sütunlar
Yitmiş bir geleceğin işaret parmakları:
Horasan uykusuna havlayan köpekler, Buhara.
Uzaklara bir bakışın vardı kafeteryada
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

Kuşlar toplanmışlar göçüyorlar
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni. 

http://www.youtube.com/watch?v=-LIIvsg2ly0 (Serdar Tuncer- sesinden)

 foto/yazı:magpak şiir: cemal süreya

Boşver be Yaşı Başı!

  0chbs
Gönlün ne kadar şık sen ondan haber ver!
Şöyle atıp koyu grileri-siyahları sabahtan,
sarı bir kaşkol atabiliyor musun boynuna, ondan haber ver!
Koyma bir kenara yüreğini, aç kapılarını,
gelene geçene yol verme girsin diye içeri ama
gömme başını toprağa bir çift güzel göz uğruna.
Yağ geç, yık geç, kimse inanmazsa inanmasın.
Sen inan yüreğine,
hem ona geçmezse kime geçer sözün?

Takılmışsın yüzündeki, gözündeki çizgilere.
O çizgilerin yüreğine neler kazıdığını düşün,
atmak mı istiyorsun kendini bir dereye soğuk bir kış günü,
öl gitsin..
Parayı pulu savurup,
bir balıkçı köyünde balık tutmak mıdır isteğin,
savrul gitsin..
Boş ver be yaşı başı,
kim tutar seni kim,
kendi yüreğinden başka kim?
Aklını al da öyle git,
ister bir duvara, ister bir odaya, ister kıra bayıra vur da git.
Yaş 70’e gelse bile, hayat daha bitmemiş,
sen mi biteceksin?
 Can Yücel

( 1926  – 1999 )

Şimdi

“Şimdi mûcid-kâşif yetişmiyor.
Taklitçi adamlar yetişiyor.
Kısmen herşeyi değiştirecek, isyancı ruha ihtiyaç var.
Herşey değişecek. Kitap-mektep-kapı-sıra.. hepsi..
ve tenkit ile işe başlamak esastır.”    

Alınt: *** mfg foto:magpak

Biz Başka Severdik

Yolculuklara söz yok..
Haberlerinize, dizilerinize, alışverişlerinize, uyanıp  kahvaltı masasına oturuşlarınıza da laf yok.
Ya bu efkârlı haller.
Ya gurbetin bize çektirdiklerine de mi laf yok?
Her hal bir kenara biz bu işleri, bu sevdayı bir başka türlü sevdik. O yüzdendir içimizdeki yangınlar.
O yüzdendir yollara düşüşümüz.
Bu efkâr başka türlü dağılmaz.
Belki bir şiir, belki bir uzun hava, belki bir sonbahar yürüyüşü bu hali alır dağlar ötesine götürür.

Biz Başka Severdik – Yasemin Kayıp

biz başka severdik, o sebepten başka sevemedik
o yüzden hep puslu kaldı bakışlarımız
ve sakız fallarından ötesiydi aşka umudumuz
mürekkebi akmıştı tüm şiirlerimizin…
öyle kolay değildi, yâre yazıp yollamak
sigaranın son çöpüyle birlikte
ıslak şiirler yaktık çoğu vakit
tütün kokusuna sindi efkarımız
duvarlarımızın rutubetine karıştı gözyaşımız

öyle ulu orta değildi sevdalarımız
sevdiğimizin adına helal gelmesin diye
adının bile anca baş harfini yazabildik
şiir defterimizde, adımızın yanına
en yakın dostlarla bile konuşurken
bahsetmedik ondan, hürmet ettiler
anladıkları kadar bildiler sevdamızı

önce uzaktan baktık hayli zaman
sonra dostların verdiği gazla
ve de yaşımızın verdiği delilikle
sevda türküleri eşliğinde
bir kaç mısra bir şey karaladık
utana sıkıla altına iliştirdik
yaşamaya yüreğimizin yetip de
söylemeye cesaretimizin yetmediği
o iki kelimeyi ”Seni seviyorum ”
ve mahallenin en iyi sır tutan çocuğuna
bir çikolata, bir gazoz parası…

gel dediğimizde, istediğimiz yere gelecek değil
gel dediğinde, ölüme gideceğimiz yari sevdik
mahallesinden geçerken kaldıramadık kafamızı
gören yanlış anlar da adına laf gelir diye
günlerce geçmediğimiz oldu sokağından
her gece düşümüzden geçen sevgilinin
bir kaç mektup belki bir iki mısra şiir
gözlerinin renginden bahsettiğimiz
en fazla ellerini tutabilmeyi hayal ettiğimiz
öylesine masum, öylesine temiz…

kavuştuğumuzda kadrini kıymetini bildik
önce yâr diye sonra çocuklarımıza ana diye sevdik
kavuşamamak oldu çoğu vakit kaderimiz
yârimi ellere gelin etmişlerde doldu gizlice gözlerimiz
arada bir sigaramızın dumanına değdi saçları, yandık

Şiri dinlemek için: Tıklayın!

foto:magpak

Bu Gece – Aşık Sefai

Seni sormak için otuz kapının
Eşiğine varıp durdum bu gece
Seksen üç haneyi gezip dolandım
Viran oldu gönül yurdum bu gece

Aradan da deli gönül aradan
Bir çift göz göründü geçtim oradan
Yüzondört kez berat verdi yaradan
Fermanı kendime sordum bu gece

Gece gündüz dönüp duran pervane
Senin için oldum deli divane
Saraylara baş kaldıran virane
Yamacına çadır kurdum bu gece

Belki ayyaş belki derviş deliyim
Sefaiyem ben nereden biliyim
Tut elimden gayrı sana geliyim
Yıldızlara badal vurdum bu gece
Şair: Aşık Sefai
foto:magpak-kerkük

Ne Böyle Sevdalar Gördüm, Ne Böyle Ayrılıklar

Bir yoğunluk ve yorgunluktur gidiyor. Şiirler küskün bir kenarda bekliyor. Sonra yazarım dediğim o güzelim konular, hisler, hatıralar her gece benimle yatağa uzanıyorlar,  Gece yarıları onlarla uyanıyorum. “Bir gün gelirde unuturmuş insan en sevdiği hatıraları” der ya şair; o öylece deyip dursun. Unutulmayacak nice hatıralar var ki, koynumda taşıyorum, taşıyoruz. Sonra yokluyorum şiir sandıklarını; karşıma İlhan Berk çıkıyor. 

NE BÖYLE SEVDALAR GÖRDÜM NE BÖYLE AYRILIKLAR

Ne zaman seni düşünsem
Bir ceylan su içmeye iner
Çayırları büyürken görürüm

Her akşam seninle
Yeşil bir zeytin tanesi
Bir parça mavi deniz
Alır beni

Seni düşündükçe
Gül dikiyorum ellerimin değdiği yere
Atlara su veriyorum
Daha bir seviyorum dağları.

foto:magpak

Aşk Bitti

Musul’da bir okulda genç bir hocamız kek getirdi. Kendi elleriyle yapmış. Özlemişlik mi, yoksa açlığım mı anlamadım. O kek bana ayrı bir lezzet verdi. Üstelik sabah iyi bir kahvaltı yapmıştık. Gurbetin tam ortasında, inişlerin çıkışları, garipliklerin yaşandığı bir şehirde yani Musul’da kek yemek bana Mecidiyeköy’de bir simitçide yediğim simitleri yerken yaşadığım duyguları hatırlattı.

Aşk Bitti

Bir aşk nasıl biterse öyle bitti bu aşk da
Uzun bir hastalık gibi
Aralıksız dinlediğim alaturka bir fasıl gibi
Gökyüzüne bakmayı, dostlara mektup yazmayı
Çiçekleri sulamayı unutmuşluğum gibi
Bitti.
Bir aşk nasıl biterse öyle bitti bu aşk da
Yürümeyi yeniden öğrenen felçli bir çocuk gibi
Sokağa çıkmalıyım şimdi ve çoktandır
İhmal ettiğim dostlara yeni bir adres bırakmalıyım
Pencereleri açmalı, kitapları düzenlemeliyim
Belki bir yağmur yağar akşama doğru
Yarıda bıraktığım şiirleri tamamlarım
Aşk da bitti diyordu ya bir şair
Aşk bitti işte tam da öyle
Ahmet Telli

Foto: magpak